Sade...

Salı, Ağustos 21, 2007

Yeşil Bağın ÜZümü

Neler neler oluyor bir bilsen... Neler başlıyor, neler bitiyor... Neler var diyor... Ne yollar gidiliyor, ne yollardan dönülüyor... Yarat diyorlar ya neyi yaratacağımızı demiyorlar... Mutluluk, huzur... Sadece burada, bu anda... Bu yolda... Olduğum yerde... Herşey güzel, herşey iyi... Tamamen teslimim ben... Yollar da açık, gönül gözüm de... Turnalar iyi iyi haberler getiriyor hep ve ben ne dilersem oluyor... Hayatın anlamı değişiyor... Belki de büyüyorum ben, büyütülüyorum... Bastığım acılar büyütüyor beni, bastırdığım acılar, yaşlar değil... Huzur... Sadece huzur... Sonsuz huzur hem de...

"Ah Mine'l Aşk"

Yalanlar güzel... Yalanlar muhteşem... Yalanlar iyi... Ben iyiyim, sen iyisin, o iyi... Kim kötü peki, kim kötü? Benim aslında değil mi? En büyük kötülüğü bana benden başka kim yapabilir, kim? Ben inanmazsam yalana kim inandırabilir? Bütün ihtiyaçların üzerinde olmak... "Olmak ya da olmamak" İşte böyle... "İster kudretli ol ister lanetli" Eyvah aşkın elinden...

Por uno Cabeza

Ne demek bu bilmiyorum, sadece defalardır üst üste dinlediğim tangonun adı... Muhteşem, içim titriyor, bulutların üzerindeyim gözümü kapamasam bile... Ne hayaller kurduruyor... Ah bu keman ah bu keman... Ya bu piyano... Düğünümde, cenazemde bu çalacak başka yolu yok! Ölmeye de hazırım nasıl olsa, her zaman olduğundan fazla... Tüm organlarımı bağışladığıma dair bir kağıt imzaladım bugün, bir doktor da şahit olarak imzaladı ve Sağlık Bakkanlığına gönderdi. Herşey başladı sanki Tekrar dinliyorum, tekrar, tekrar, tekrar ve tekrar dinliyorum... Uçuyorum... Ölüyorum... Yaşıyorum... Başladı herşey yine... Bir sürü tasavvuf kitabı aldım ve onları gerçekten anlayabilmek için bir de Osmanlıca-Türkçe sözlük. İşte herşey başlıyor, bir kez bir kez daha... Bu parçayı dinlemek ibadet gibi, transa geçmek gibi, muhteşem bir katarsis yaşamak gibi... Gözyaşlarımı tutamıyorum, sel oldular... Ağladılar-ağlıyorlar hala haksızlığa, insanlığa, dünyaya, acıya, çocuklara... Sel...

"Bizler için iszler ölülersiniz"

Düşünüyorum ve konuşuyorum sürekli, maddeden çıkıp manaya girmek-girebilmek diye... Maddeden çıkıp da ben, manaya girebildim mi? Galiba en çok bunun için çabalıyorum ancak bir konu var ki onda maddeden çıkamıyorum. Ya da aslında benim maddeden çıkamamak dediğim şey aslında madde değil de sadece bir enerji durumu mu? Bunu bilmiyorum, bilemiyorum ve üzülüyorum... Başkalarını üzdüğüm için üzülüyorum. Dünyevi anlamda beklediğim şeyler olduğu için hala üzülüyorum... Tüm bunlardan uzaklaşabilmek, sadece olmak, olanı kabul etmek ve basit yaşamak... Basit yaşamak mutlu edecek mi beni bunu bilmiyorum. Bir kayıt dinledim bugun. Bir kadın -bir varlık- heryerde herşeyde acı olduğundan bahsediyordu. Onu dinlerken bile, dinlediklerimi inkar edercesine "mutluluk" diyordum içimden, mutlu olmak, asıl olan bu! Sahiden bizler ölüler miyiz?

Gibi...

Ben öğrenemeyenlerdenim... Öğrenemeyip durmadan duvara toslayanlardan... Kalbim gibiyim, kalbimden geçtiği gibiyim... Düşüncem gibi, berrak, saf... Göründüğüm gibi Küçük bir çocuk gibi Oyuncak bebeğini bekler gibi Annesini uyutur gibi Ellerim gibi Kan gibi Yol gibi Dokunmak gibi Ağlamak gibi Babasının başında ağlar gibi Deprem gibi Gün dğumu gibi Gözler gibi Eller gibi Gördüğüm gibi Gördüğün gibi Böyle...

Ene'l Aşk

Beni benden daha cok ne acıtabilir... Beni senden cok ne acıtabilir? Acı cekmekten korkmayı surdurdukce daha cok acı çekebilirim-çekiyorum... Bir yandan da dusunuyorum ne cok koşturdum, ne çok çaktırmamaya çalıştım, ne çok ağladım, ne çok yıprandım, üzüldüm, hasta oldum, öldüm! Daha ne olabilir... Daha ne olabilir ki! Çaresi olmayan tek şey için savaştım ben! Bunu bile bildiğime göre artık ne yıkabilir beni? Ancak "ben".... "Ene'l Hakk" Ene'l Aşk: "Aşk benim", "Sana duyulan bendedir", "Duyduğum aşkın kendisiyim"

Beni benimle bırak...

Artık ne istedigimi biliyorum... Hem de cok iyi... Ve ne istemedigimi de... Bazen yanılgıya düşüyorum ve sonra yeniden ve yine görüyorum: ben dogru yoldayım! Hep hep hep dosdoğru yolda ilerlemek istiyorum... Hiç kimsenin elimden ve dilimden zarar görmediği ve daima daima hayra ve barışa yönelik iş yaparak o çok beklediğim sona doğru gitmek istiyorum. Hep bunun için dua ediyorum... Yaratıcının rahmetini dagitmak için beni görevlendirmesini diliyorum...

...

Dusunup durmak bu yaşam yoğunluğunda neden diye... Hani 2 sene önce sevgili Aslı'nın beni ilk tanıdığı yerde, Ayasofya'nın bahçesinde dediği gibi "Neden diye sorma artık!" "İnsanlar sadece öyle istedikleri için öyle yaparlar, hiç bir nedeni yoktur aslında..." İşte bir nedeni de yok demek ki aslında bunca acının, bunca çilenin... "Cuma-cumartesi akşamı dışarı çıkmak ne ki"- ertesi gün bir sürü insana yardım etmeye, çare olmaya çalışmak varken... Gerçekten nedir ki tüm insanca istekler, hırslar, sevgililer... Hani bu yaralar geçerdi, hani kan dururdu artık... Orada çocuklar ölürken, insanlar evsiz kalırken durur mu bu kan, diner mi acı? Ne zaman biz bir şeyler yapacağız? Ne zaman harekete geçeceğiz? Bir ömür heba oluyor... Daha çok çalışmalıyım-daha çok çalışmalıyız, daha çok çare olmalıyım-daha çok çare olmalıyız... Şimdi ne yapabilirim-z!

Sade...

Yaşamımdaki herşeyi sadeleştirmeye karar verdim! Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm ancak bir sürü dünyevi şeyle yoldan çıktığım, aslında çoktan alınması gereken bir karardı bu... Artık kararımın arkasında duracak güce sahip hissediyorum kendimi. Yapacağım, yapmalıyım! Önce dostlardan başlayabilirim mesela... Beni yoranlardan, kapris yapanlardan, kıskananlardan, üzenlerden... Aslında itiraf etmem gerekir ki manevi anlamda kendini temizlemek daha kolay geliyor bana, dünyevi hırslardan temizlemek daha zor... Mesela bir ayakkabı görüyorum ve almak istiyorum ya da alıyorum. Sonra utanıyorum kendimden, neden aldım ya da almak istedim, ihtiyacım var mıydı gerçekten? O ayakkabı parasıyla kaç çocuğu sevindirebilir, kaç kişinin karnını doyurabilirdim... Ben, dünyevi tarafımdan temizlemek istiyorum kendimi... Dünyevi olan herşeyden, herkesten... Allah aşkımı artırsın! (Bora'ya selam olsun...)